Şanlıurfa'nın Tarihi Yerleri

             
Urfa Kalesi
Bugün kentin ortasında kalan Halil-ür Rahman ve Aynzeliha göllerinin güneyindeki tepe üzerindedir. Do­ğu, batı ve güney tarafı kayadan oyma derin savunma hendeği ile çevrili, kuzey tarafı ise sarp kayalıktır. Hz. İbrahim Nemrut tarafından bu tepeden ateşe atılmıştır.
Şehir surlarının 812-814 yıllarında yeniden inşa edilmesi sırasında kalenin de onarıldığı tahmin edil­mektedir. Güneydeki kayadan oyma hendeğin M.S. III. yüzyıla ait kaya mezarlarının üzeri­ne yapıldığı kesil­miş kaya mezarla­rından anlaşılmak­tadır. Kale üzerindeki iki sütundan doğu­da olanının kente bakan kuzey cephe­sindeki kitabede; "Ben Eftuha'yım, güneşin oğluyum, bu sütunlar ile üzerindeki heykeli Kral Mano nun kızı kraliçe Şalmet için yaptırdım.” yazıldır. Kral Mano M.S. 240-242 yıllarında hüküm sürmüştür.
Bir görüşe göre de mancınıkları sembolize etmek için yapılmış iki sütundur.
Kale üzerinde Bizans ve İslami devirlere ait çok sa­yıda yapı kalıntısı bulunmaktadır. Selçuklular, Eyyü­biler, Memlükler, Akkoyunlular ve Osmanlılar dönemlerinde çeşitli onarımlar geçiren kalenin kuzey, gü­ney ve doğu cephelerindeki duvarlarda çeşitli onarım kitabeleri bulunmaktadır.
 
Hasan Padişah Camii
Akkoyunlu devleti hükümdar Sultan Uzun Hasan ta­rafından yaptırılmıştır. Uzun Hasan bir müddet Ur­fa'da kalmıştır. Hatta Urfa'da iken doğan oğluna HA­LİL adını vermiştir. Hasan Padişah camiini de 1470'ler­de Urfa'da iken Toktemur Camiine bitişik olarak yap­tırmıştır.
Çok kubbeli camiler grubuna giren Hasan Padişah Camii, kıble duvarı boyunca sıralanmış tromplu üç büyük kubbe ile örtülü dikdörtgen bir plana sahiptir. Son cemaat yeri önde payeler üzerinde oturan çapraz to­nozlarla örtülü sekiz gözlüdür. Doğu baştaki göz Toktemur Mescidi önüne rastlamaktadır. Avlunun kuze­yinde yer alan minareA859 tarihinde Halil Bey tara­fından tamir ettirilmiştir.  1960'larda avlu kemerli iha­ta duvarı ile çevrilmiştir.
 
 
Ulu Cami
Ulu Camideki mevcut kitabeler onarım devirlerine ait olup inşa tarihi hakkında fikir vermemektedir. Nu­rettin Zengi tarafından tamir ettirilerek bugünkü şekli­ni alan Halep Ulu Camii İle benzer bir plan gösteren Urfa Ulu Caminin Zengiler zamanında arasın­da yaptırılmış olabileceği tahmin edilmektedir. Urfa şehir merkezindeki en eski camilerdendir.
 
Halil-Ür Rahman Camii
Halil-ür Rahman Gö­lü'nün güneybatı köşesinde yer alan cami, medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim’in ateşe atıldığında düştüğü yerdeki makamdan oluşan bir külliye halindedir. Cami, Meyyafarikin Eyyubilerinden Melik Eşref Muzafferüddin Musa’nın emriyle h.608 / m.1211 yılında yaptırıl­mıştır.
Cami’nin m. 504 tarihinde (Bizans dönemi) Urbısyus’un maddi yardımlarıyla monofizitler adına yaptırılan Meryem Ana Kilisesi üzerine inşa edilmiştir. Minare süslemeleri ve şerefedeki sütunların akantüs yapraklı başlıkları Bizans devri süsleme özelliklerini yansıtmakta ve minarenin 504 tarihli Meryem Ana Kilisesi’nin çan kulesi olabileceğini ihtimalini akla getirmektedir.
Caminin doğudaki harim kapısı üzerindeki kitabede “Peygamberlerin atası Halil-ür Rahman’ nın makamı olan bu cami h 1225ım 1810 tarihinde yapılmıştır” yazılıdır. Caminin batısına bitişik makam kısmının kapısı üzerindeki h. 1228/m 1871 tarihli kitabede Hz. İbrahim’in ateşe atılması ile ilgili ayet-i kerime yazılıdır. Eyyubiler döneminde inşa edilen Cami, 1810 tarihinde temelden başlanılarak önemli değişiklikler geçirmiş olmalıdır.
Halk arasında “Döşeme Camii” veya “Makam Camii” anılan bu Camii’ye Evliya Çelebi de “İbrahim Halil Tekkesi olarak bahsedir: “Tekkenin içinde bir kaynak vardır ki, Nemrud Hz. İbrahim’i atmak için yaktırdığı ateşin olduğu yerden çıkmıştır. IV. Sultan Murad, Badat Seferi’ne giderken su tekkeyi ziyaret edip iki balık yakalatarak kulaklarına birer altın küpe takmıştır. Bir adam yedi gece, yedi gün bu tekkeyi muradı olur derler. Saf suyundan içenler Allah’ın emri ile çarpıntıdan kurtulur. Bunun için Urfa halkında çarpıntı olmayıp sağlam olurlar.  
 
 
Mevlid-İ Halil Camii
Mevcut kitabeler onarım devirlerine ait olup, yapının inşa tarihi bilinmemektedir. Külliyedeki kitabelerin en eskisi, İbrahim Peygamber’in doğduğu mağaranın giriş kapısı üzerindeki H.1223/M.1808 tarihli kitabedir. Ancak, daha 1523 yılında burada bir zaviyenin bulunduğu bilinmektedir.
Mevlid-i Halil Camii, İbrahim Peygamber’in doğduğu mağaranın batısına bitişik olarak inşa edilmiştir. Harim kapısı üzerindeki kitabede caminin h. 1852 tarihinde Mahmut Oğlu Mahmut Ağa tarafından onarıldığı yazılıdır. Avlunun güney doğusundaki iki odadan biri, h.1272/m.1855 tarihinde Ahmet Bican Paşa tarafından, diğeri h.1305/m.1885 tarihinde Derviş Musa tarafından yaptırılmıştır.Mevlid-i Halil Camii, cami, hazire, Kadiri Halifesi Dede Osman Efendinin makamı, diğer
 
Rızvaniye Camii
Halil-ür Rahman Gölü'nün kuzey kenarı boyunca yeralan bu cami, Harim kapısının üzerindeki kitabede, Os­manlıların Rakka Valisi Rıdvan Ahmet Paşa tarafından 1736 yılında yapıldığı yazılıdır. Cami avlusunun üç tarafı, medrese odaları ile çevrilmiştir.
Rıdvaniye Camii, Bizans dönemine ait St. Thomas Kilisesi’nin yerine inşa edilmiştir.Enine diktörgen planlı yapı mihrah duvarı boyunca sıralanan üç kubbe ile örtülüdür. Üç gözlü son cemaat yeri, önde iki sütuna, yanlarda duvarlara oturan üç kubbe ile örtülüdür. Yanlardaki kubbeler yarım kubbelerle örtülmüştür.
 
Rızvaniye Medresesi
Rızvaniye Camii avlusunu çevreleyen önleri revaklı odalardan meydana gelmiştir. Avlunun kuzeyindeki dershane-mescit’in güneye bakan cephesi üzerindeki kitabede medresenin Ahmet Paşa tarafından H.1149/M.1736 tarihinde yaptırıldığı yazılıdır. Rızvaniye Camii’nin harim kapısı üzerindeki kitabede de caminin H.1149/M.1736 tarihinde yaptırıldığı yazılıdır. Yani cami ve medrese aynı tarihte yaptırılmıştır.
Medresede inşa malzemesi düzgün kesme taş kullanılmıştır. Avlunun kuzey kenarı ortasındaki kubbeli dershane mescit hariç, medresedeki tüm odalar beşik tonozlarla örtülüdür. Avlunun güney kenarında (cami hizasında) caminin sağında beşik tonozlu üç oda, solunda büyük bir oda yer alır. Avlunun doğu kenarında 7 oda bulunur. Kuzey kenarında ortada kubbeli dershane mescit, mescidin doğusuna bitişik beşik tonozlu bir eyvan, eyvanın doğusunda 7 oda, dershane mescidin batısında 8 oda yer alır. Avlunun batısında 9 oda bulunmaktadır. Tüm odalar ocak nişlidir. Medresenin mutfağı avlunun kuzey batı köşesinde, tuvaletleri kuzey doğu köşesinde yer almaktadır. Medrese toplam 34 adet beşik tonozlu oda, l adet kubbeli dershane mescit, bir eyvan, bir mutfak ve tuvaletler bulunmaktadır.
Cami ile dershane mescit arasındaki seki, yazlık namazgah olarak yapılmıştır. Sekinin güneyine bitişik kare bir havuz bulunmaktadır. Medrese avlusu çiçeklik ve bahçe olarak dekore edilmiştir.
Rızvaniye Camii ve Medresesi 1992-93 yıllarında Şanlıurfa Valiliği Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı (ŞURKAV) tarafından restore edilmiştir.
 
Fırfırlı Camii (Kilise)
Vali Fuat Bey Caddesi (Yeni Yol) üzerinde yer alan  ve halk arasında "Fırfırlı Kilise" olarak anılan bu yapının esas adı "Oniki Havari Kilisesi" olup, ki­tabesi bulunamadığından inşa tarihi bilinmemekte­dir.
Yapı apsise dikey üç nefli bazilikal planlıdır. Orta nef dört tromplu kubbe, yan nefler dörder çapraz tonozla örtülüdür. Yan neflere nazaran daha geniş tutulan orta nefin girişten itibaren üçüncü kubbesinin kasnağı 24 adet pencerelidir. Yapıdaki kubbe ve tonozlar ortada bazalt taşından yapılmış mukarnas başlıklı yuvarlak sütunlara, yanlarda du­vara bitişik olarak kesme taştan yapılmış yarım sü­tunlara otururlar. Yarım sütunlar dış cephelerde de birer dekorasyon unsuru olarak görülür.
Apsis, camiye çevrilme işlemi sırasında dolduru­larak pencereye dönüştürülmüştür. Apsisi ve iki yanında yer alan pastoforion hücreleri dışarıdan çıkıntı halindedir. Batı cephedeki giriş kapısı, içeri­den yarım kubbeli, dış cepheden sivri kemerli olup, pembe mermer taşından yapılmıştır. Kapının üze­rinde Dabbakhâne Camii'ndeki mükebbireyi andırır biçimde üç cepheli ve üç pencereli bir balkon bulu­nur. Urfa'daki diğer kiliselerde rastladığımız nart­hex ve gynakaion bölümleri bu yapıda yoktur.
Yapının özellikle batı cephesindeki ve köşe kule­lerindeki muhteşem taş işçiliği dikkat çekicidir. Kilise camiye çevrilirken güneydeki pencereler­den biri, mihrap haline getirilmiş ve güney duvarın ortasında bulunan yarım sütunun önüne taş minber yapılmıştır. Mihrap üzerinde yer alan kitabedeki tarihten, kilisenin h. 1376 (1956) tarihinde camiye çevrildiği anlaşılmaktadır. Kilise camiye çevrilme­den önce, bir süre cezaevi olarak da kullanılmıştır.
 
 
Eyyübi Medresesi
Ulu Caminin doğusuna bitişik olan Eyyübi Medrese­sinden günümüze sadece Miladi 1191 tarihli kitabesi kalmıştır. Bu kitabe 800 yıllık olup Urfa' da günümüze kalan çok önemli eserlerden biridir. Aynı yerde bu­gün görülen tek eyvanlı medrese, Eyyübiler devri  medresesinin üzerine1781 tarihinde Nakibzade Hacı İbrahim Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Medresenin güney duvarında 1781 tarihinde Firuz Bey tarafından yaptırılan çeşme bulunmaktadır.
 
            
Eyyüb Peygamber Mağarası Ve Kuyusu
Sabır Peygamberi Hz. Eyyüb'un hastalık çektiği ma­ğara ve kutsal suyunda yıkanarak şifa bulduğu kuyu, Urfa şehir merkezinin Eyyüb Peygamber semtinde yer almaktadır. Eyyüb Peygamber bu mağarada 7 yıl şid­detli bir hastalık çekmiştir.
M.S. 460 yılında Piskopos Nona tarafından Eyyüb Peygamber kuyusunun cüzzamlı hastaları iyileştirdiği­nin keşfedilmesinin üzerine hastalar bu kuyunun suyu ile yıkatılarak sağlıklarına kavuşmuşlardır.
Bu kuyunun batısında kayalardan oyulmuş ve Ha­mam diye anılan mekandan da burada bir tedavi mer­kezi olduğu anlaşılmaktadır.
Hz. İsa'nın Urfa Kralına gönderdiği mucizevi men­dili bir hırsız tarafından çalınarak Eyyüb Peygamber kuyusuna atılmıştır. Bu olay, 1145 yılında Urfa'yı alan İslam komutanı İmadeddin Zengi'ye Süryani kilisesi­nin reisi Basil Bar Şumana tarafından şu şekilde anla­tılmıştır. "Urfa'yı ziyarete gelenlerden birisi Hz. İsa'nın mendilini çalar ve cebine koyar. Kosmas ma­nastırında geceleyen ziyaretçinin cebindeki bu mendil karanlıkta ışık ve nur saçmaya başlar. Yanmaktan kor­kan mendil hırsızı, mendili Eyyüb Peygamber kuyusu­na atar. Kuyudan güneş misali bir ışık çıkar, kuyunun içini dışını aydınlatır. Böylece mendil bulunarak kuyu­dan çıkarılır ve manastırdaki yerine iade edilir." Halk arasında bu olay Ulu Camideki kuyular için de anlatıl­maktadır.
 
Karakoyun Deresi
Urfa'nın kuzey batısından doğan, şehir içerisinden geçerek Harran ovasında Cüllap Irmağıyla birleşen Ka­rakoyun deresi, günümüzde kurumuş bir durumdadır.
 
Karakoyun Deresi Köprüleri
Karakoyun Deresi üzerinde batıdan başlamak üzere doğuya doğru Hızmalı Köprü, Millet Köprüsü, Su Ke­meri,Samsat Köprüsü (Eski Köprü), Hacı Kamil Köp­rüsü, Beg Kapısı Köprüsü ve Demir Köprü bulunmak­tadır. Son iki köprü] 1996' da dere ıslahı sırasında DSİ tarafından yıktırılmıştır.
Hızmalı Köprü
Urfa' daki köprülerin en güzellerindendir. Halk ara­sında anlatıldığına Karakoyunlu Türk Beyliği Hüküm­darlarından birinin kızı Sakine Sultan tarafından Hac yolculuğu sırasında yaptırılmıştır. Köprünün orta aya­ğının doğu cephesinde Kitabede 1843 tarihinde tamir ettirildiği yazılıdır. Sakine Sultan'ın ve çocuklarının mezarı dere üzerindeki su kemerinin kuzeyindedir. Bakıma muhtaçtır. vilayetin veya belediyenin buraya sahip çıkması gerekir.
 
Karakoyun Su Kemeri
Millet Köprüsü ile Samsat Köprüsü arasındadır. Bi­zans İmparatoru Jüstinyen tarafından 525 senesinde yaptırıldığı tahmin edilmektedir.
 
Şehir Surları Ve Kapılar
Urfa'nın etrafını çevreleyen surların günümüzden 50 yıl öncesine kadar tamamı ayakta idi. Uıfa şehir surlarından Harran Kapısı ve Bey Kapısı yer yer duvar ve burç kalıntıları günümüze kadar ulaşabilmiştir. M.S. 6. yüzyıla ait kaynaklarda geçen Uıfa Surlarının esas in­şa tarihi bilinmemektedir.
Çeşitli kaynaklardan şehir surlarının batıda; Su Ka­pısı, Batı Kapısı, Kuzey batıda; Samsat Kapısı, Saray Kapısı, doğuda; Beg Kapısı ve güneyde; Harran Kapı­sı olmak üzere yedi büyük kapısını bulunduğu anlaşılmaktadır.
 
Yol Gösteren Çeşmesi
Şehir Merkezinde ipekyolu ile Diyarbakır yolu kavş­ağındaki park içerisindedir. I. Dünya Savaş’ında Çanakkale'de savaşan Urfalı askerlerin hatırasına 1917 yılında yaptırılmıştır.
Abidenin Üzerinde Kafkas yolu, Ankara yolu, Bağdat demiryolu ve şehir merkezine giden Mustafa Kemal Paşa caddesini gösteren kelimeler bulunmaktadır. Abidenin alt kısmı dört cepheden çeşme olarak kullanılmaktadır. 
 
Harb-I Umumi Şehitleri Abidesi
Şehir merkezinde, Hükümet konağı önündeki kavşaktadır. l. Dünya Savaşının bütün cephelerinde sava­şa katılan Urfa'lı şehit ve gazilerin hatıralarına 1917 yılında yaptırılmıştır.
 
Urfa Evlerı
Urfa evlerinin gelişiminde ikliminin, kalker taşının, İslami inanışların, Uıfa aile hayatının, yaşamının tama­mını evinde geçiren kadına onun sıkılmayacağı geniş ve ferah bir ortam yaratma düşüncesinin ve sosyal ge­leneklerin büyük ölçüde etkisi vardır.
Urfa'nın sıcak iklime sahip olması evlerin avlulu, kışlıklı ve yazlıklı, eyvanlı, odaların kalın duvarlı ve tonoz örtülü toprak damlı yapıhna,sında etken olmuş­tur. Çevredeki dağlardan kesilen taşların işlemeye el­verişli olması, mimaride hakim malzeme olarak taşın kullanılmasına neden olmuştur. Yüzlerce yıldan beri işletilen antik taş ocakları bulunmaktadır.
Müslümanlığın topluma getir­diği aile mahremiyetinin gereği olarak Urfa evleri haremlik ve selamlık olmak üzere iki bö­lümlü inşa edilmişlerdir. Selamlık bölümünde küçük bir avlu, bir veya iki oda, eyvan, konukların hayvanlarının barınacağı büyük bir ahır "Develik" ve tuvalet bulunur.
Haremlik bölümü ise oldukça zengin planlanmıştır. Genellikle haremlik avlusunun kuzey tarafında, cephe­si güneye bakan ve kış aylarında güneş alan kışlık ey­van ve iki yanında "Kışlık" denilen birer oda, avlunun güney tarafında ise bunun simetrisi durumunda cephe­si kuzeye bakan ve yaz aylarında güneş almayan yaz­lık eyvan ve iki yanında "Yazlık" odalar bulunur.
Avluyu çevreleyen mekanlar arasında "Zerzembe" (Kiler), "tandırIık" (mutfak) ve hamam gibi bölümler bulunur. Hamamları kumalı, kubbeli, şadırvanı olan sı­caklık ve soğukluk bölümlü, külhanlı olanları da vardır.

.~

Eyvanlara verilen önem, Urfa evlerinde odalar dahil hiçbir köşeye verilmemiştir. Bazı eyvanlara şadırvanlar yapılmıştır. Eyvanların cep­he duvarlarında havalandır­ma bacası açılmış, bu baca­lar dam üzerinde rüzgarlık­la da nihayetleşmiştir. Bu taşlara çarpan kuzey ve batı rüzgarlarının bacadan eyva­na inerek serinlik vermesi sağlanmıştır.
Yılın büyük bir bölümünün sıcak geçtiği Urfa' da, ev halkı tarafından kullanılan gün boyunca serin bir mekan olarak kullanılan eyvanlar, aynı zamanda ev planının asıl belirleyici öğesi duru­mundadır. Eyvanın sayısı ve yeri dikkate alınarak Ur­fa evleri; eyvansız, tek eyvanlı, iki eyvanlı, üç eyvan­lı, dört eyvanlı plan tiplerine ayrılmaktadır.
Geleneksel Urfa evlerinde "hayat" denilen avlunun nemli bir yeri vardır. Düzgün kesme taş döşeli          yat'ın ortasında mermer bir havuz, kuyu, "curun" de­ yalak, içerisinde incir, dut, nar, portakal, kebbat (bir çeşit turunçgil), annep, zakkum, asma gi­bi ağaçlardan biri veya birkaçının yer aldığı çiçek­lik bulunur. Çi­çekIik aynı zamanda çöpe atılması günah olan sofradaki ekmek kı­rıntılarının silkelendiği yerdir. Avluyu çevreleyen du­varların dama yakın kısımlarında dikdörtgen nişler şek­linde yapılan kuş evlerinde yaşayan kuşlak çiçeklikteki bu ekmek kırıntılarıyla beslenirler.
Bu evlerden görülebilecekler şunlardır:
 
Devlet Güzel Sanatlar Galerisi
Kara meydan semtindedir. Postahanenin güneyine bitişik olup geleneksel Urfa evlerinin birçok özelliğini üzerinde toplamaktadır. 1888 yılında inşa edilen bu ta­rihi ev Kültür Bakanlığınca restore edilerek "Devlet Güzel Sanatlar Galerisi" haline getirilmiştir.
 
Şurkav Kültür Evi
Üç adet Urfa Evi'nin birleştirilmesi ve restore edil­mesi ile gençlere yönelik bir kültür ve sanat merkezi haline getirilmiştir. Her zaman görülebilir.
 
Sakıb’ın Köşkü Ve  Halepli Bahçesi
Halil-ür Rahman Gölünün batısındaki HalepIi Bah­çesi içerisindedir. Bu tarihi köşk 1845 yılında yaptırıl­mıştır. Şehir imar planında Fuar Alanı olarak belirtilen bahçeyle beraber Belediye tarafından satın alınmıştır.
Bu köşk "11 Nisan Fuar Müdürlüğü" olarak kullanılmaktadır. Köş­kün soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden mey­dana gelmiş hamamı ilgi çekicidir. Hacı Mustafa Ha­cıkamil Konağı olarak da bilinmektedir.
 
Gümrük Hanı
Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman zama­nında 1562 yılında Behram Paşa, tarafından yaptınlmiştır. Avlusun­ dan Halil-ür Rahman suyu geç­mektedir. İki katlı bu hanın üst katındaki odalarda terziler çalışmakta, avlusunda çayhaneIer bulun­maktadır.
 
Bedesten
(Kapalı Çarşı)
Gümrük Hanın güneyine bitişik, bir çarşıdır. Bu çarşıda mahalli ka­dın ve erkek giysileri, yaşmak puşu gibi baş örtüleri satılmaktadır.­
 
Sipahi Pazarı
Bedestenin batısına bitişik kapalı bir çarşıdır. Bu çarşıda halı, kiIim, keçe gibi yaygılar ile Kürk ve Heybe gibi el sa­natları ürünleri satılmaktadır.
 
Millet Hanı
Şehir surlarının Samsat kapısı dışındadır. Şehre gelen kervanların şehre henüz girmeden konaklamaları amacıyla inşa edilmiştir. İnşa tarihi bilinmemektedir. Kapladığı alan bakımından Türkiye'nin en büyük hanlarındandır.
Kesme taşlardan inşa edilmiş olan yapının geniş avlusun çevresinde, ortasından kalın payelerle bölünmüş, birbiriyle bağlantılı, çapraz tonozlarla örtülü, arka duvarlarında yemlikler bulunan geniş mekanlar yer alır. Tavanda zikzak biçiminde havalandırma delikleri bulunmaktadır. Bu mekanlar yer yer aralarında duvarlarla bölünerek odalara dönüştürülmüştür. Avlunun güney kenarının doğu kesimi yıkılmış olup, toprak dolguludur.
“Alman Yetimhanesi” olarak kullanılan yapının, eski fotoğraflarında iki katlı olduğu ve güney cephenin batı köşesindeki portal üzerinde bir kitabe ve bunun sağında ve solunda birer aslan kabartmasının yer aldığı görülmektedir. İkinci kat, günümüzde tamamen yıkılmıştır.
 
Hamamlar
Urfa’da Osmanlı döneminden kalma 8 hamam bulun­maktadır. Bunlar; Cıncıklı, Vezir, Şaban Velibey, Eski Arasa, Serçe ve Sultan hamamlarıdır. Eski Arasa hama­mı hariç diğer hamamlar sabah saat 4.00 - 10.00 saatleri arasında erkeklere, öğleden sonra 12.00- 8.00 saatleri ara­sında kadınlara hiz­met vermektedirler.
Haşimiye meydanı - Halil-ür Rahman Gölü yolu üzerinde­ki Eski Arasa hama­mı kullanılmadığın­dan boş durumdadır. Yıkılıp kaybolmak üzeredir. Diğer ha­mamlar içerisinde en görülmeye değer olanı UcuzIuk Pazarı mevkiinde Sultan Hamamıdır. Bu hamamın doğusuna bitişik olarak ayrıca Keçeciler Hamamı bulunmakta­dır. Keçeciler Hamamında 'keçe ustaları tarafından keçe pi­şirme işi yapılmaktadır.
 
Hanlar
Urfa'da Osmanlı döneminden kalma çok sayıdaki hanın en güzel örnekleri Gümrük Hanı, Hacı Kamil Hanı, Mençek Hanı, Topçu Hanı, Millet Hanı ve Barutçu Hanla­rıdır.

Yorum Yaz